Loading

Biz Bıçak Bileyenleriz!

beyin

İnsanın kendini anlatmasından daha zor ve daha yararlı hiçbir şey yoktur. Üstelik, meydana çıkmak için insanın süslenmesi, kendine çeki düzen vermesi gerekiyor. — der Montaigne, Denemeler’de. Ben de biraz toparlandım zihnen anlatabilmek için kendimi.

Çünkü bu deneyimde epey uzun bir yol yürüdüm. Bazen koştum dört nala, bazen de takıldım tökezledim.

Tamam! Şiirsel anlatımdan çıkıp dalıyorum hikayeye…

Asıl konuya gelmeden, kendi hikayemi aktarabilirsem daha aydınlatıcı olur zannımca…

Memurdum. Bildiğin 657 nolu kanuna tabi bir memur. Öncesinde 5 yıllık özel sektör deneyiminden sonra düzenli ve “iyi” bir gelir düşüncesi ile memurluğun ilk 4 ayı ağzım kulaklarımda gezdim. Sonra bir monotonluk ve yeni bir şey öğrenememe halinde derin bir düşüş yaşadım. Burcumun özelliği olsa gerek (yay), stabil giden hiçbir şey beni tatmin etmediği için kamuda da beklediğim hareketliliği bulamadım. Daha güncel, daha ‘akışta’ olan şeyleri öğrenmem, üretmem gerekiyordu. Çok gözlemledim, büyüklere danıştım, yaşı epeyce olmuş abilere hayatın memuriyet ile nasıl gittiğini sordum. Bir süre sonra, kaderimi çizen sözü ruhuma yazdım. 

BEN MEMUR OLARAK ÖLMEK İSTEMİYORUM.

İşte o kuyuya atılan taş bu oldu :)) insanın anlam arayışı, kendisini, kendisinin bile inanamayacağı yerlere götürebilir…

İşte kuantumdu, temiz enerjiydi, SEO’ydu startup weekend’di derken zaten çok sevdiğim o dijital dünyada girmediğim yer, çalmadığım kapı kalmadı. Yeni bir trend mi var hemen öğrenmeliydim. Bir etkinlik mi var kesinlikle gitmeliydim. Çünkü yeni ortamların ve yeni insanların neler getirebileceğini çok iyi bilen biriydim.

Bu yüzden, 5 yıla sığan- ulusal bir çocuk projesi, bir sosyal girişim kurucu ortaklığı, yarım kalmış bir insanveteknoloji.com bloğu, global bir startup ağının şehir koordinatörlüğünü yaptım. Hepsini de yeri gelince bağımı koparmayı, bırakmayı bildim. Çünkü her seferinde kendimi o işin önüne geçmiş olarak gördüm. Arkama baktığımda geriden gelen bir iş olsun istemiyordum. Bu arada memurluk devam ederken yaptım bunları. Öyle memurluk diyince de salla başı al maaşı durumları da yoktu hani. Bir çalışanın öyle hemencecik bir girişim kurması ya da farklı bir şeyle ilgilenmesi kolay değil elbette. Fikir çoktu, şartlar hep zordu. Özellikle kamudaki bir memurun farklı düşünmesi kabak gibi ortaya çıkıyordu ve her zaman kabul görmeyebiliyordu. Bazı öğlenler yemek yemediğimi hatırlıyorum. Çünkü benim mesaim sabah 9–6 ve akşam 6–9 şeklindeydi. Gündüz maaş mesaisi, akşam da gönüllülük mesaisi vardı. Yıllık izinlerimi bile hep bu işler için harcardım…

2018 yılında dedim ki yetti artık. Ben bu yıl istifa edeceğim. Çünkü ben bu işin de önündeydim ve entellektüel bilgi ve becerimi günün sonunda toplasan 9 farklı cümle kurulmayan bir ortamın eline bırakmak istemiyordum. Zor bela istifa edebildim :)

Zor bela kısmı da ilginçtir; Çünkü sınav puanıyla girdiğiniz memuriyetten kendi isteğinizle çekilmek kanunen de verilmiş bir haktır. Fakat ben istifa edeceğim zaman bir ego savaşının ortasında kaldım. Çünkü nereden geliyordu bu özgür irade!. Ne de olsa malum bakanlık; kendi isteğiyle istifa eden bir memur ile tarihinde bir ilk yaşıyordu :)

Bunları anlatmamın sebebi, alt yapıyı aktarmak içindi. Yazının asıl konusuna şimdi geliyoruz:)

İstifa etmeden bir sonraki işimi ayarlamıştım elbette. Girişimcilik dünyası beni her zaman cezbetmişti. Anlamlı bir dünya olmuştu gözümde. Sosyal girişimciyken bile bu dünyanın işleyişi ile ilgili düşünürdüm. Yöntemi, basamakları, büyüme sıçrayışları, modelleri… Bir üst mekanizmada olabilmeyi istemiştim. Hackathon’larda üniversitelerin Teknoloji Transfer Ofisi yapılarını öğrenmiştim. Kendime de güzel bir basamak bulduğumu düşündüm ve başvuru yapıp teker teker görüşmelere başladım. Kısa keseceğim; bir linkedin mesajı ile (sağolsun, varolsun Taylan Demirkaya Hocam sayesinde) İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde TTO’da Girişimcilik Modülü’ndeki boş pozisyonda yerimi buldum. Ankara’dan İzmir’e yolcuğum başlamış oldu.

Asıl mesele dedim ya hani, o hayranı olduğum girişimcilik dünyasının aslında çok farklı işleyişi varmış. Özellikle kurumlar bazında. Konu sadece girişimcilik de değilmiş. Bilginin ticarileşmesi meselesiymiş.

Bir çok arkadaşım nerede çalışıp ne iş yaptığımı hala anlamaz. Akademik bilginin ticarileşmesi için kurulan bir mekanizma! dediğimde de pek bir şey değişmiyor. Ne yapayım?, arkadaşları toplayıp sunum mu yapayım?:) (aslında efsane bir fikir)

Geçenlerde GaziAntep Teknopark Müdürü’nün konuk olduğu “Bir Yaşam Felsefesi olarak Girişimcilik” podcast yayınını dinledim. Dinlerken Beyefendinin söylediği çoğu şeyi kafa sallayarak onaylarken buldum kendimi. O kadar büyük bir değer ki TTO yapısı. Bir çok akademisyen ve girişimci bunun asla farkında değil. Anlatmıyor muyuz? Evet çokça anlatıyoruz. Fakat sonuç değişmiyor.

Araştırma Geliştirme Mevzusunun o kadar çok desteği var ki. Bilirsiniz. Ulusal ve uluslararası mekanizmaların ve üniversitelerin Ar-Ge’ye ayırdığı bütçe… TÜBİTAK’ın uçsuz bucaksız desteği… İnanılmaz… Çünkü akademisyen, projesini yürütüyor, makinasını malzemesini alıyor, süreci bitiriyor ve ortaya ne çıktığını makalesine yazıyor ve bitti. (burası da apayrı bir yazı konusu)

Literatürde kalması bilimi değerli kılmıyor bana kalırsa. İnsanlığın hizmetinde olmayacaksa o araştırma, ne değeri kalıyor ki ? Ortaokuldayken edebiyat öğretmenimle çokça tartıştığımız bir şey vardı. Sanat sanat için midir? Yoksa sanat toplum için midir? Bu mevzunun felsefesini yeni kavrıyorum desem inanır mısınız? Çünkü Bilim, bilim için midir? yoksa bilim toplum için midir? sorunsalı hep kafamdadır. Tabii ki toplum içindir.

Konu da baya uzadı, kusura bakmayın :) Yazmaya başlayınca çenem de düşmüş olabilir. Umarım sıkılmazsınız, sonuna yaklaşıyorum.

Gel gelelim bu kadar çok şeyi öğrenirken bildiklerini her defasında anlatan, hele bir de girişimcilik dünyasının tozunu yutmuş, mentörlük yapabilmiş, bir veya birçok fikrin ticarete dönüşünü görmüş ve desteklemiş olan biri olarak; Hatta TTO personeli olmanın yanında kendi yolculuğunda bir çok deneyime şahit olmuş biri olarak benim ve bir çok uzmanın yaşadığı paradigma;

Sosyal hesapların mesaj istek kutularında beliren, bazı ortamlarda gelişine vurulan, girişimciliği anlamayan, zihin yapısını merak etmeyen, insan olmamızın verdiği leyla’lıkla söylenen o cümle;

“Girişimcilik uzmanı mı? Hadi ya! Yapın bir girişim de görelim.”

:D

Yazının sonuna kadar gelen herkesin duymasını arzu ederim…

BİZ BIÇAK BİLEYENLERİZ.

Sevgilerimle

 

Kaynak:https://medium.com/@seda.cakmak/biz-bıçak-bileyenleriz-e905defa9135

Hakan Yıldız
Yönetici / 318 Yazı / 472,1K Okunma

1972 yılında Kayseri’de doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Kayseri’de tamamladıktan sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Turizm İşletmeciliği ve Anadolu Üniversitesi İşletme bölümlerinden mezun oldu. Bir çok girişimcilik faaliyetinde bulundu ve kendi şirketlerini yönetti. 2003 yılında Özelleştirme İdaresi Başkanlığında görev alan Yıldız, Ataköy Marina, Türk Hava Yolları ve Erdemir A.Ş. gibi şirketlerde orta düzey yöneticilik görevlerinde bulundu. 2016 yılına kadar süren Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’ndaki görevinin ardından Eltemtek A.Ş. ‘de Genel Müdür Yardımcılığı yaptı.

2016 yılı Nisan ayında kamu görevlerinden ayrılarak Global Markets Turkey’i kurdu ve Norveç merkezli Global IT şirketine bir süre danışmanlık hizmeti verdi.

Şu an finans ve enerji ticareti alanlarında iki fintech şirketi yöneten Yıldız, ülkemizdeki ilk Kitle Fonlaması platformlarından biri olan fonbulucu.com’un kurucusudur. Girişimcilik ve Kitle Fonlaması üzerine bir çok  makalesi bulunmakta olup, girişimcilik ekosistemi içerisinde fonlama ve bilgilendirmeyi görev edinen Girişimci Gazetesi, Fonbulucu Invest, Fikirler Yarışıyor, Non Stop Fund gibi bir çok platformu da yönetmektedir.

Mentor, Girişimci ve Melek Yatırımcı da olan Yıldız, evli ve iki çocuk babasıdır.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST