Loading

Marka Hakkının Korunması ve Markanın Artan Değeri

Marka hakkının korunmasının marka değeri olarak ortaya çıkan ekonomik önemi, markayı günümüzde ulusal ve uluslararası düzeyde piyasaların önemli taşıyıcılarından biri haline getirmiş olup bu gücün gelecekte de mevcut konumunu, etkisizleşerek değil, güçlenerek koruyacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Geçici foto

Yazılarımızda zaman zaman, marka işareti ve bu marka işaretinin tescili ile kazandığınız marka hakkının korunması için özellikle mahkeme eliyle kullanılabilecek pek çok yol olduğundan söz etmekteyiz. Bunlar arasında, sınai mülkiyet hakkı saldırıya uğrayan hak sahibinin;

a) Fiilin tecavüz olup olmadığının tespitini,

b) Muhtemel tecavüzün önlenmesini,

c) Tecavüz fiillerinin durdurulmasını,

ç) Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazminini,

d) Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde el konulmasını,

e) El konulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınmasını,

f) Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere el konulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesini, üzerlerindeki markaların silinmesini veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhasını,

g) Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesini veya ilgililere tebliğ edilmesini talep etme hakları bulunmaktadır. Sayılan tüm bu yollar hukuki koruma yollarıdır.

Hukuki koruma yollarının yanı sıra marka hakkı aynı zamanda, cezai koruma altında da olup 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nda düzenlenen suç fiillerinin gerçekleşmesi halinde fail/ failler 4 yıla varan hapis ve 20.000 güne varan adli para cezası yaptırımlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar[1].

Tüm bunların ardından, 2000’li yılların dünyasında marka hakkının korunması neden bu kadar önem taşımakta ve hukuk sistemi eliyle de sıkı ve çok yönlü tedbir ve yaptırımlarla korunmaktadır dersek, marka değerinin piyasa içerisindeki etkisine değinmek gerekir.

Günümüzde uluslararası dünya ticaretini yöneten gelişmiş ülkelerin ekonomik faaliyetlerinin temelinin bilgi ekonomisine (knowledge economy) dayandığını görmekteyiz. Bilgi ekonomisi dediğimiz ürün ve hizmetlerin kapsamına AR-GE çalışmaları, bilgi ve iletişim teknolojisi yatırımları, eğitim ve öğretim reformları ile birlikte entelektüel sermaye (intellectual capital) de dahil olup marka ve patentler de girmekte ve hatta oldukça büyük bir yer tutmaktadır.

Örneğin, bağımsız bir marka değerlendirme kuruluşu olan Brand Finance’in 2019 yılına ait, küresel düzeyde 500 markanın değerini gösteren raporuna göre[2], 2019 yılında en yüksek marka değerine sahip olan şirketlerin ilk sıralarını Amazon.com Inc., Apple Inc., Google, Windows ve Facebook gibi bilgi teknolojisini kullanan şirketlerin oluşturmaktadır. Aynı raporda, marka değerlerinin şirketlerin pazarlama yatırımları, müşteri algıları ve finansal performansın bütüncül biçimde ele alınması suretiyle belirlendiği bilgisine yer verilmektedir. Böyle bir değerlendirme de gün geçtikçe piyasa değerini artırmaya yönelik şirket politikalarının en etkin belirleyicisi konumuna fikri mülkiyet haklarını oturtmakta.

Fikri mülkiyet sistemini güçlendirmiş olan ülkelerin uluslararası düzeyde de daha hızlı bir büyüme oranına sahip oldukları belirtilmekte. Nitekim bunun da doğrudan yabancı sermaye yatırımları, uluslararası ticaret açısından belirleyici olduğu da açıktır.

Marka değerlemenin ülkelerin sermaye piyasası ve borsa kurumlarında doğrudan şirketin piyasa değerinin belirlenmesi konusunda esas alınan faktörlerden olması ve doğru hesaplama yöntemini bulma konusundaki çabalar da dikkate alındığında şirketinizin değerini artık sadece sahip olduğunuz müesseseler, fabrikalar, makineler veya ortaya çıkardıkları maddi ürünler veyahut kazandıkları nakit sermaye gibi maddi mal varlıklarının oluşturmadığını net bir biçimde söyleyebilmekteyiz. Dolayısıyla markanızın yaratılması, yaratılan bu markanın doğru biçimde işletilerek kullanılması ve hakkın piyasada saldırılara karşı korunması hayati önem taşır hale gelmiştir.

Şirket birleşme devralmalarında da marka değerlemenin, şirketin neredeyse tüm değerini belirleyen ana unsur haline geldiğine şahit olmaktayız. Örneğin, 2012 yılında, Facebook, Instagram’ı satın almış ve 1 milyar dolar satın alma bedeli ödemiştir. Google, 2006 yılında Youtube’u 1.65 milyar dolar, 2011 yılında Motorola Mobile Holdings Inc’yi 12.5 milyar dolar bedelle satın almıştır. Google’ın, Motorola satın alımı sonrasında kamuoyuna yanıtını verdiği ilk soru Motorola’nın sahip olduğu fikri mülkiyet hakları standartların uyup uymayacağı olmuş, Google “Evet! Uyacağım” demiş ve pay sahiplerinin veya pay sahibi adaylarının kaygılarını gidermiş, devralma sonrası, borsa ve piyasada kendisine duyulan güveni sarsmamayı sağlamaya çalışmıştır.

Aynı doğrultuda, marka alım-satımında, lisans anlaşmalarında, franchisingde, halka arzda, sermaye piyasasından borçlanmada, vergi planlamasında veyahut şirketlerin finansal durumunu manipüle edilmiş biçimde gösterilerek yatırımcıların yanıltılmasının önlenmesi konusunda da marka değerinin tespitinin önemli olduğu görülmekte.

Marka hakkının korunmasının ekonomik açıdan önemi bu kadar açık ve günümüzde marka hakkı, marka değeri artık ulusal ve uluslararası düzeyde piyasaların önemli taşıyıcılarından biri haline gelmiş olup bu gücün gelecekte de mevcut konumunu, etkisizleşerek değil, güçlenerek korumaya devam edeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

[1] Ayrıntılı bilgi için; Bkz. Aslıhan Kart, Marka Hakkına Tecavüz Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2019.

[2]https://brandfinance.com/knowledge-centre/reports/brand-finance-global-500-2019/

Aslıhan Kart
Yazar / 11 Yazı / 5,6K Okunma

2009 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden “Marka Hakkına Tecavüz Suçları” konulu teziyle yüksek lisans derecesi almış olup aynı üniversitede ceza hukuku alanında doktora çalışmalarını sürdürmektedir. 2010 yılından bugüne avukatlık yapan yazar, ağırlıklı olarak bilişim/ ceza hukuku, fikri mülkiyet hukuku, ticaret hukuku ve idare hukuku alanlarında çalışmaktadır.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST