Loading

Ş mi, G' ler mi?

Geçmiş ve gelecek kafamızı o kadar meşgul ediyor ki, şimdiyi pas geçiyoruz. Oysa kontrol edebileceğimiz, inşa edip başlayabileceğimiz ya da bitirebileceğimiz tek zaman dilimi şimdi. Şu anı pas geçmek; geçmişi boşa, geleceği hiçe dönüştürür.

Şimdi; geçmişin mirası, geleceğin habercisidir. Şu an elimizde var olan tek güç, onu fark etmek gerek.

Geçmiş ve gelecek arasında köprü vazifesi gören şimdiyi hiç fark etmiyoruz. Onun önemini, tek ve gerçek oluşunu önemsemiyoruz. Oysa o olmadan, yaşanmış hata ve doğrularla dolu geçmiş boşa, umut ve hayallerle dolu amaç edindiğimiz gelecek de koca bir hiçe dönüşüyor.

Elimizde sadece şimdi var. Fark etmemiz ve yaşamamız gereken. Başlayabileceğimiz, düzeltebileceğimiz, bitirebileceğimiz ya da silebileceğimiz bir şimdi. Geçmişin şekillendirdiği ve geleceğe şekil veren bir şimdi. Onu tanımlayacak çok anlam var aslında. Onu kaybetme noktasında fark ediyoruz maalesef. Şimdinin gücü o kadar büyük ki onu kaybetme ile karşı karşıya kaldığımızda, onun dışında her şey önemini yitiriyor.

Peki onu kaybetme durumu ile yüzleşmeden, şimdinin önemini anlasak neler olurdu? Emin olun yaşamanın farkına varırdık, her zaman diliminin önemine odaklanırdık. Aldığımız kararlar da buna göre şekillenir ve her anı dolu dolu, gerçekten istediğimiz şeylerle geçirirdik. Hiçbir şeye geç kalmaz ya da erken de ulaşmazdık. Ama insan şimdiyi yaşarken fark edemiyor onu. Fark edebilen insan sayısı çok az.

Bunun sebebi insan olmakta gizli. İnsan doğasında geçmişten beslenmek ve geleceğe hırslanmak var çünkü. Ya çakılı kalıyoruz ya da koşmaya çalışıyoruz. Yürümek ise bizim yaradılışımız. Biyolojik ispatı da iskelet ve kas sistemimiz. Yani bilimsel olan bu veri, hem gerçek hem de mecazi anlamda yürümenin bizim doğamız olduğunu gösteriyor. O halde yürümeye odaklanırsak şimdi ile yol almış oluruz. Yürürken daha duygu kontrolünde, daha dinamik, daha emin ve stabil oluyoruz. Bu sayede düşüncelerimiz ve kararlarımız daha yapıcı, gerçek ve bize ait oluyor. Anlık ya da fevri değil. Hataya daha az açık ve sağduyulu kararlar oluyor.

Bir işe başlarken ya da bir girişim söz konusuyken şimdinin gücünden yararlanarak, geniş bakmayı, zamana ve ana odaklanmayı ve emin olmayı başarabiliyoruz. Kararsızlıklar ve sorular son buluyor hatta netleşiyor ve cevaplanıyorlar. 

Geçmişe saplı kalmak ise insanı kişilik olarak da bedenen de yoran bir durum. Geçmiş elbette ki önemli. Çünkü şimdinin kaynağı o. Bizleri şu ana hazırlayan ve şu anımızı şekillendiren geçmişimiz. Unutmayın ki şimdi, bir zamanlar bizim için gelecekti. Öyle ise şunu diyebiliriz; geçmiş fark edemediğimiz ve pas geçtiğimiz şimdilerin toplamından başka bir şey değil aslında. Bizi şimdinin farkına varmamız için var. Tüm uğraşı bizi şu ana yani fark edişe hazırlamak.

Gelecek ise odaklanmamız gereken, ileri tarihli bir şimdi. Ama gelecekte de fark edilmeyen şimdiler mezarlığından oluşan bir geçmişiniz olsun istemiyorsanız bunun yolu şu anın farkına varmaktan geçiyor. Böylece zaman kaybetmemiş olursunuz hem kendiniz hem de geleceğiniz için. Bu durum geleceğinizi size daha da yaklaştırır ve onu daha gerçekleşebilir kılar. Umut ve hayalin ötesinde bir gelecek görüsüne sahip olursunuz.

Geçmiş öğretir, gelecek yönetir, şimdi ise kurar ve gerçekleştirir. Hayatın puzzle parçaları bunlardır aslında. Zamanın bizim için ayırdığı dilimler. Hangi dilimle daha çok meşgul olursanız onun tadı ile yol alırsınız. Karar her zaman size aittir. 

Geçmiş değiştiremeyeceğiniz bir zaman dilimi, gelecek ise henüz size gelmemiş yani ulaşmamış olan, tahmin edilemeyen bir zaman dilimi ya da sadece öngörü ve varsayımlarla dolu. Elinizde bir tek şimdi var. Koca bir dilim. Zamanın en tutulabilen ve gerçek dilimi. 

Bu üçlünün işbirliği içinde olması demek yaşamla paralel ve huzurlu, dengede olmak demek. Denge ise ilerlemenin, sağlıklı olabilmenin, başarmanın anahtarı.

Kolunuzda, duvarınızda, masanızda size her zaman kendini açıkça fark ettiren şimdiye odaklanmak yerine, ajandanıza ya da hatırlatması için alarm kurduğunuz geçmiş ve geleceğe ait anlara odaklanmanızın sebebi ne? Şimdinin her zaman orada olması mı? Şu anın içinde ve onu zaten yaşıyor olmanız mı? Gerçekten yaşıyor musunuz yoksa o geçip gidiyor mu?

Zaman geçen bir kavram, durmak gibi bir davranışı da yok üstelik. Şimdiniz her an geçmiş olabilir ve gelecekteki şimdileriniz de öyle. Siz şu anı fark ederek tüm şimdilerinizi fark etmiş ve gerçek anlamına kavuşturmuş olacaksınız.

Size her gün şu anınızı gösteren saatinize bakın ve onu gerçekten fark edin, yaşayın. Çünkü elinizde sadece o var... 

Çimen AKGÜN
Standart Üye / 43 Yazı / 52,9K Okunma

25 Aralık 1985 İzmir iline bağlı Ödemiş ilçesi doğumluyum. Haliç Üniversitesi Tiyatro Bölümü yüksek lisans mezunuyum. Lisansım Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi olup, ilk yüksek lisansım ise Adlı Tıp alanıdır. Hukuk dalları üzerine KPSS, SMMM ve Açık öğretim kurslarında 8 sene öğretmenlik yaptım, Adlı Tıp alanında da hukuk üzerine çalışmalar yaptım. Lise hayatımdan beri uğraştığım tiyatro alanında akademik olarak yer almak için 2012 yılında konservatuar sınavlarına girerek bu alanda tezli yüksek lisansımı tamamladım. Kedi sahne sanatları tiyatrosunda oyuncu olarak yer almaktayım. Oyunculuk mesleğim içersinde bir çok tiyatro ve dizi içinde yer aldım. Aynı zamanda da profesyonel dans eğitmeniyim. Yazmayı çok seviyorum. Şiir yazan, şarkı sözü yazan, okuyan, araştırmacı bir kişiyim.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST